Anal fissür, çoğu zaman basit bir çatlak gibi anlatılır. Oysa yaşayan kişi için durum pek de basit değildir. Tuvalete gitmeden önce gelen huzursuzluk, “yine canım yanacak” düşüncesi, dışkılama sonrası geçmeyen yanma… Anal fissür, bedensel olduğu kadar zihinsel bir yük de taşır. Üstelik çoğu zaman hemoroidle karıştırıldığı için doğru zamanda doğru yaklaşımla ele alınmaz.
Anal fissür, makat kanalının iç yüzeyini kaplayan hassas mukozada oluşan yırtıktır. En sık nedeni sert dışkı ve zorlanarak yapılan dışkılamadır. İlk bakışta tek seferlik bir zorlanma gibi görünse de, fissürün asıl meselesi yırtığın kendisinden çok, sonrasında gelişen süreçtir. Çünkü fissür oluştuktan sonra vücut bölgeyi korumaya çalışır; makatın iç kası refleks olarak kasılır. Bu kasılma ağrıyı artırır, bölgeye giden kan akımını azaltır ve iyileşmeyi zorlaştırır. Böylece fissür, kendi kendini besleyen bir döngüye girer.
Bu döngü genellikle şöyle işler: Sert dışkı çatlağı oluşturur. Çatlak ağrıya yol açar. Ağrı, iç kasın daha fazla kasılmasına neden olur. Kasılma kan akımını azaltır. Azalan kan akımı iyileşmeyi geciktirir. İyileşmeyen çatlak bir sonraki dışkılamada yeniden açılır. Zamanla kişi tuvalete gitmekten kaçınmaya başlar; bu da dışkının daha da sertleşmesine yol açar. Böylece fissür, birkaç gün içinde geçebilecekken haftalar hatta aylar süren bir probleme dönüşebilir.
Anal fissürün en ayırt edici belirtisi ağrıdır. Bu ağrı genellikle dışkılama sırasında başlar ve “cam keser gibi” tarif edilir. Ancak asıl zorlayıcı olan, tuvalet bittikten sonra da devam etmesidir. Bazı hastalar için bu yanma ve sızı saatlerce sürebilir. Buna çoğu zaman tuvalet kâğıdında görülen parlak kırmızı kan eşlik eder. Kanama miktarı genellikle azdır ama ağrının şiddeti kişiyi ciddi şekilde etkiler. Uzun süren vakalarda makat kenarında küçük bir deri çıkıntısı oluşabilir; fissürün kronikleştiğinin bir işaretidir.
Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir. Hemoroid ve anal fissür sık karıştırılır. Oysa aralarındaki temel fark, ağrının karakteridir. Hemoroidde kanama çoğu zaman ağrısızdır; anal fissürde ise ağrı ön plandadır ve belirgindir. Bu ayrımı bilmek, doğru tedaviye giden yolu da açar. Çünkü fissürün tedavi mantığı, hemoroidden farklıdır. Fissürde hedef yalnızca çatlağı kapatmak değil, kas spazmını çözmek ve bölgenin yeniden kanlanmasını sağlamaktır.
Anal fissürler sürelerine göre akut ve kronik olarak değerlendirilir. Akut fissürler genellikle yeni oluşmuştur ve doğru yaklaşımla büyük oranda iyileşebilir. Kronik fissürler ise haftalarca süren, derinleşmiş ve kas spazmının kalıcı hale geldiği durumlardır. Bu aşamada çatlak artık kendiliğinden kapanmakta zorlanır ve daha planlı bir tedavi gerekir.
Tedavinin ilk ve en önemli basamağı, dışkıyı yumuşatmak ve dışkılama alışkanlıklarını düzenlemektir. Liften zengin beslenme, yeterli su tüketimi ve düzenli hareket, fissür tedavisinin omurgasını oluşturur. Çünkü çatlak, her sert dışkılamada yeniden travmatize olur. Bu travmayı ortadan kaldırmadan yapılan hiçbir tedavi kalıcı olmaz. Tuvalet alışkanlıklarında da küçük ama etkili değişiklikler gerekir: ihtiyacı ertelememek, tuvalette uzun süre oturmamak ve ıkınmamak. Alevlenme dönemlerinde ılık oturma banyosu, kas spazmını azaltarak ağrıyı hafifletebilir.
Medikal tedavilerde amaç, iç kasın kasılmasını azaltmak ve iyileşme için uygun ortamı sağlamaktır. Kas gevşetici lokal kremler bu noktada önemli rol oynar. Ancak bu tedaviler mutlaka hekim önerisiyle ve belirli bir süreyle kullanılmalıdır. “İyi geldi” diye kontrolsüz ve uzun süreli kullanım, başka sorunlara yol açabilir. Medikal tedavi çoğu akut fissürde yeterli olur; ancak kronikleşmiş vakalarda her zaman tek başına çözüm sağlamayabilir.
Medikal tedaviye yanıt vermeyen, uzun süredir devam eden fissürlerde girişimsel ya da cerrahi seçenekler gündeme gelir. Bu noktada amaç, kas spazmını kontrollü şekilde azaltarak çatlağın iyileşmesini sağlamaktır. Cerrahi kelimesi çoğu hastayı korkutsa da, doğru hastada ve doğru zamanda yapılan müdahaleler yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilir. Asıl önemli olan, cerrahiyi gereksiz yere geciktirmemek ya da gereksiz yere öne almamaktır.
Anal fissürde gecikilmemesi gereken bazı durumlar vardır. Ağrı giderek artıyorsa, şikâyetler haftalarca sürüyorsa, kanama tekrarlıyorsa ya da kişi tuvalete gitmekten ciddi şekilde kaçınmaya başladıysa değerlendirme önemlidir. Çünkü fissür yalnızca fiziksel bir çatlak değil, zamanla kişinin günlük hayatını, beslenmesini ve psikolojisini etkileyen bir probleme dönüşebilir.
Sonuçta anal fissür, küçük bir yırtıkla başlayan ama doğru yönetilmezse büyüyen bir sorundur. Ne panikle büyütülmeli ne de “nasıl olsa geçer” diye küçümsenmelidir. Vücudun verdiği bu uyarıyı ciddiye almak, ama sakin ve bilinçli bir şekilde ele almak gerekir. Doğru alışkanlıklar, doğru zamanda yapılan tıbbi değerlendirme ve kişiye uygun bir tedavi planı ile anal fissür, hayatın merkezinden çekilip geride bırakılabilir. Asıl hedef de budur: tuvaleti yeniden doğal ve ağrısız bir eylem haline getirmek.